22 Aralık 2010 Çarşamba

Gaziantepspor:1 Galatasaray:1

Hedefi kupa Galatasaray’ın..

İlk maçta Denizlispor’u yenmenin rahatlığı, bugün de Antalyaspor’un berabere kalması ile Galatasaray rahat başladı Gaziantep’te.

Kadroya bir şey demeyeceğim. Sadece Aydın Yılmaz yerine Anıl ile başlayabilirdi Hagi. Kewell sola, Pino sağa , Anıl ileri uca çekilebilirdi. En azından gamsız bir Aydın yerine “aç” bir oyuncu sahaya sürebilirdi.

Özellikle Lucas Neill’in orta sahadaki sert baskısı ilk dakikalarda olmasa da sonrası için iyi bir sinyaller verdi. Galatasaray golü yedi. Ama gol atacağının sinyallerini de verdi. Önce Pino direği nişanladı. Sonrasında ise yine direk ama bu sefer içeri bıraktı topu. Müthiş bir gol attı. Ayhan’ın ilk yarıda iki muazzam ara pası vardı ki beni inanılmaz şaşırttı.

İkinci yarıya Arda ile başlamak akıllıcaydı. Ancak Arda’nın uzun süredir sahalardan uzak kalışı oyununu etkiliyor tabii. Tam olarak istediklerini yapamasa da birkaç faul almayı bildi. Kewell çok top ezdi. Gününde olsa maç Galatasaray’a rahat dönebilirdi.

Galatasaray rakibe tek pozisyon verdi. O da gol oldu. Bir de Olcan’ın enfes şutu var. Antep’te her iki takım da istediğini aldı. Çok yüksek ihtimal de iki ekip gruptan çıkacaktır.

Anlayamadığım tek nokta ise Aydın Yılmaz’ın bu oyunu ve Hagi’nin tam yetmiş iki dakika bu oyuna nasıl tahammül ettiği. Aydın Yılmaz ‘a hep destek verenlerdendim. İnandım Ama artık yolun sonu.

Her şeyin bir noktası , herkesin bir sabrı var. Bu kadar da olmaz. Oyun olarak hiçbir şey ortaya koymayabilirsiniz. Ama insan biraz gayret eder. Biraz mücadele eder. Aydın’a bir çok kez şans tanınıyor. Ama O bunları elinin tersi ile itiyor. İnandığım bir futbolcuydu. Ama olmadı. Hagi’nin 2. yarı öncesi kararını merakla bekliyorum..


Bu arada Bucaspor’dan haberler verelim. İbrahim Dağaşan ile yolları ayırmış Samet Aybaba. Çok doğru bir karar. Ayrıca Zapo , Tabata ve Fink’i Beşiktaş’tan kiralayarak daha iddaalı bir giriş yapmak isityor ikinci yarıya. Umarım her şey istediği gibi gider Samet Hoca’nın..



19 Aralık 2010 Pazar

Konyaspor:0 Galatasaray:1

Galatasaray kolay günler günler geçirmiyor. Bu bariz..

Avrupa’ya katılmanın kolay yolu haliyle Türkiye Kupası..

Başkan Adnan Polat bunu zaten dile getirmişti. Hagi de Konya deplasmanına giderken bunu bize hissettirdi.

Konyaspor’un ligdeki durumu , Galatasaray’ın bir an önce üç puan alıyım isteği maçı biraz gerdi. Anıl’ın ileri uçtaki gayreti tüm Galatasaraylılar gibi beni de sevindirdi.

Lorik Cana , Kewell , Neill ve Çağlar maçta göze batanlar. Özellikle Çağlar’ı çok beğendim. İnanılmaz diri gözüktü , demek ki iyi çalışıyor. Çünkü kolay değil ağır bir sakatlık geçirdi.

Kewell inanılmaz gayretliydi. Cana çabaladı. Neill de sağ kanatta müthiş çalıştı.
Gol de zaten Kewell’ın enfes pasıyla Neill buluşmasıyla geldi. Neill ; Hakan Balta’yı iyi gördü. Hakan Balta da bana göre kapasitesi dışında çok güzel bir pas çıkardı Anıl’a. Anıl da harika bir plase ile golü yazdı. Anıl golü atınca Aydın Yılmaz geldi aklıma. O da 2005’te Konya deplasmanında altın bir gol atmıştı 90 artı 3’te. Sonrasını siz zaten biliyorsunuz.

Aman Anıl sonun benzemesin!

Konyaspor’a dönelim. Ziya Doğan Hoca kusura bakmasın ama Konyaspor takımı hiçbir şey oynamıyor. Ne bir pres var , ne bir organizasyon var! Hiçbir şey yok. Böyle olunca da kazanmanız zor. Sadece rakibi oynatmamaya yönelik oyun şablonu sizi kurtarmaz. Şu olabilir. Rakibi bozmaya çalışırsınız. Ancak kontra ataklarla gol ararsınız. Ya da bir-iki pas yaparsınız. Bunların hiç biri ne yazık ki Konyaspor’da mevcut değil.

Emre Toraman’a değinelim biraz. Her Galatasaray maçına fazla bir ilgi gösteriyor. Hatırlayın Erciyes’de oynarken Ümit Karan’ın golünden sonra hırsından Sami Yen’in direklerini tekmelemişti. Bir yarası var mı bilmiyorum. Ancak bir sıkıntısı olduğu gerçek. Her pozisyonda O var. Her kavgada O var. Fazla hırs zarar veriyor takımına farkında değil. Hadi O farkında değil de Ziya Doğan da mı farkında değil. Yoksa Konyaspor’un oyun stratejisi bu mu? Çözmeye çalışıyorum , beceremiyorum!




12 Aralık 2010 Pazar

Güneş'in Takımı

Trabzonspor’dan başlayalım. Müthiş bir hava yakaladılar. Oynadıkları topu beğendiğim bir takım. Şenol Güneş geçen seneden itibaren bir şablon oturmaya çalıştı. Bunda da başarılı oldu.

Özellikle maç başlarında Trabzonspor’un isteği , baskısı , oyunu koparma isteği müthiş. Belediye maçında da kırk bin taraftarı önünde bu böyle oldu. Burak Yılmaz ‘ ın müthiş golü ile Trabzonspor adeta maçı koparır havası verdi. Ancak pozisyonlar bulmasına rağmen maçı koparamadılar.

İ.Belediye’nin artan direnci ile maç ilk yarı bitiminde eşitliğe geldi. Yattara’nın ilk yarıdaki durgun oyunu Şenol Güneş’i değişikliğe itti.

İkinci yarı bana göre daha iyi top yapan bir Trabzonspor takımı vardı. Her bölgede baskı kurmaya çalıştılar. Maç kitlenme noktasına geldi. Ta ki Bülent Yıldırım’ın verdiği penaltıya kadar. Bana göre pozisyon penaltı değil. Ancak bazı hakem arkadaşlarımız bu tür pozisyonları iyi süzemiyor. Trabzonspor’un iyi futbolu kesinlikle gölgelenmesin ancak olmayan bir penaltı ile maç Trabzonspor’a döndü.

Fenerbahçe’nin de puan kaybı var ve an itibari ile Trabzonspor şampiyonluğun en büyük favorisi.

En önemlisi Trabzonspor’un karakterli bir oyuncu grubu var. Bu çok önemli. Bariz , büyük hatalar yapmazlar ise uzun yıllar özlem duydukları şampiyonluğu yakalayacaklardır.

Böyle veda mı olur?

Gençlerbirliği maçı..
Ali Sami Yen Stadı’ndaki son lig maçı. Stada kupa maçı ile veda edilecek. Ancak lig bazında son maç. Galatasaray takımına bakıyorum. Birkaç oyuncu hariç kimsenin adeta umrunda değil. İnanamadığım nokta bu.

Bazı yazılarımda yeri geldikçe belirttim. Şu Galatasaray taraftarına yaşatılanlar günah değil mi? Şu zulmü kim hak ediyor? Bunun sorumlusu en başta yönetim. Bir çok kez yazdım bunları. Artık değinmek istemiyorum. Çünkü en başta kendim sıkılıyorum.

İşin başka tarafı , televizyon ekranına bakıyorum. Galatsaray Başkanı Sayın Adnan Polat çıkıp diyor ki,
“Galatasaray finansal anlamda, gelecek bazında iyi yolda. Belki futbola yeteri kadar zaman ayıramadık”

Olmaz Başkan. Bunu kimse hak etmiyor. Sığınılacak başka bahane kalmadı mı diyesi geliyor insanın. Bu kriz böyle yönetilmez. Galatasaray’ı bu hale getirenler, şu zor durumdan da çıkarmasını bilmeli. Beceremiyorsa da gitmeli bana göre!

29 Kasım 2010 Pazartesi

Gidecek yer yok,Savaşacağız!

Lorik Cana’nın maç sonunda sarf ettiği sözler:

“Gidecek yer yok , Savaşacağız”

Galatasaray’da işler karışık. Karışmaya da devam ediyor. Gol bir türlü gelmiyor. Gol gelmeyince de galibiyet gelmiyor. Keyifler git gite daha da kaçıyor.

İsterseniz bu takım yönetimin eseri deyin, isterseniz amatör ruhlu oyuncuların barındığı bir kulüp deyin. Sezon başı yapılan yanlışlar çorap söküğü gibi devam ediyor.

Peki Galatasaray taraftarı bu zulmü hak ediyor mu?
Beceriksiz insanların hatalarını bu taraftar çekmek zorunda mı?
Galatasaray taraftarı şaşırmış durumda. Ruh hali çok karışık. Ne yapacağını bilemez halde!
Kolay değil. Özellikle son yıllarda başarıya alışmış ve lig tablosunda şöyle bir şablonu daha önce görmemiş bir taraftara bunu açıklayamazsınız.

Adnan Polat neler düşünüyor çok merak ediyorum. Adnan Sezgin nerelerde? Asıl önemli olan da o.

Lorik Cana diyor “ Gidecek yer yok , savaşacağız”

Lorik Cana savaşır. Galatasaray için o forma altında savaşacak bir çok oyuncu da mevcut. Ancak yönetimin ve yönetimdeki bazı isimlerin savaşı ne boyutta onu merak ediyorum. Onların savaşı herhalde başka bir savaş.

Balık baştan kokar. Haldun Üstünel kriziyle başlayan hatalar silsilesi hep devam etti. En son takımın içine edilene kadar bu dur durak bilmedi. Galatasaray’ı bir şirket gibi yönetmeye kalkanlar bu camiaya zarar verdiklerinin farkında değiller. Bu çok net.

Çalışan adamlar , işini seven adamlar hep kulüpten uzaklaştırıldı. O veya başka sebepten tabiri caizse yönetim yedi. Ama işi cinlik olan, işi Galatasaray’ın menfaati olmayan adamlar hala kulüpte. Barınmaya da devam ediyorlar. Galatasaray işte bundan bu halde. Bu camiaya bu yaşatılanlardan sonra utanması gereken bir çok adam mevcut. Ama utanma duygusu o adamlarda mevcut mu ? Tartışılır!

21 Kasım 2010 Pazar

Kayserispor:0 Galatasaray:0

Geçen hafta Manisaspor yenilgisinden sonra daha bir derin düşünmeye başladım. Genç kuşak sayılırız. Galatasaray’ı daha önce bu kadar kötü , bozuk hatırlamıyorum. Babama da sordum. Büyüklerimi de danıştım. Aralarında 14 sene çilesini çekenler de var. Bu kadar kötü bir sezon hatırlamıyorlar.

Kayserispor maçına geçersek..

Galatasaray’ın bir iyi bir kötü hali devam ediyor. Kayseri deplasmanında nasıl oynanması gerekiyorsa öyle oynadı Galatasaray. Pozisyona girdi. Direkleri dövdü. Özellikle Elano’nun istediği gibi yapamadığı bir son vuruş var ki..

Kayserispor’un da yakaladığı net pozisyonlar var. Özellikle Santana’nın karşı karşıya kaldığı pozisyon çok net. Ufuk’un erken yatmaması Santana’yı şaşırttı diyebiliriz.

Şota’nın oyun anlayışı zaten bu şekilde. Maçları kilitlemeyi seven bir yapısı var ki bunu güzel uyguluyor. Fenerbahçe ve Beşiktaş’ı Kayseri’de yenerken aynı şablonu gördük. Bugün de oyun şekli bu şekildeydi.

Lorik Cana’nın sakat olduğu bölgede Barış sırıtmadı. Hatta formunun biraz daha iyiye gittiğini söyleyebilirim. Lorik Cana’yı aratmadı. Hoş bazı yorumcularımız ” Lorik Cana’dan 50 tane var bu ülkede” diyor. Diyor da Cana’yı sadece burada izlediğini söylemiyor. Söyleyemiyor çünkü Cana’nın geçmişini bilmiyor.

Hakan Balta’nın ruhsuz tavrı devam ediyor. Ali Turan ise şaşırttı beni. Hiç olmadığı kadar iyi gözüktü bu maç.

Hakeme bakarsak ; Kaçak dövüştü diyebiliriz. Etliye sütlüye karışmadı. Elano dayak yedi ses çıkarmadı. Penaltıyı da es geçti. Serbest vuruşta elle kesilen topa da penaltı çalmadı veya çalamadı. Çok yetenekli bir arkadaşımız!
“İyi niyetli” olduğu için midir bilinmez ancak Markus Merk Hoca’ya selamlar olsun. Sen olsan çalardın penaltıyı dimi Markus Hoca?
Hakem vicdanı diye diye pamuk helva gibi yaptın hakemlerimizi. Tebrikler!




13 Kasım 2010 Cumartesi

Ses Yok!

Biraz bekledim Samet Hoca’mın Bucaspor’unu değerlendirmek için. Hemen yazmak istemedim. Kolay değil. Çok büyük bir enkaz devraldı Samet Hoca. Bülent Uygun’un arkasına bile bakmadan bıraktığı bir takımı devraldı. Birileri kaçarken, Samet Aybaba taşın altına elini soktu. Yavaş yavaş toparlamaya çalışıyor takımı. Bu işi yaparken de belli puanları kaybediyor tabii. Çok normal.

Ankaragücü ‘ne bakarsak ligde Galatasaray’ ı dörtlemiş, kupada Fenerbahçe’yi dörtlemiş bir takım. Özgüvenleri çok fazla.
Bucaspor açısından zor bir maç olacağı zaten belliydi. Bucaspor’un eksikleri de çok. Kadro dışı kalmış Tomas ve Dady’in yanı sıra Samet Hoca’nın formsuz olarak değerlendirdiği bir çok oyuncu da kadroda yok.

Ama Salih Uçan kadroda. Samet Aybaba’nın genç nesle verdiği önem Buca’da da devam ediyor. 16 yaşındaki genç isim hafta içindeki kupa maçında Yeni Malatyaspor karşısında ilk 11 başlamıştı. Ankaragücü maçında da ilk onsekizdeydi.

Puan cetvelinde yeri iyi değil Bucaspor’un. O yüzden bu maç final gibi bir maçtı. Hem puantaj olarak hem de fikstür anlamında bu maçın önemi bir hayli fazlaydı.

Manucho’nun uzun bir aradan sonra formasına kavuşması uzun zamandır santraforsuz oynayan Bucaspor için önemli bir durumdu. İlk 20 dakikada üç kafa vuruşu da Senecky’nin ellerinde eridi. Biraz daha diri olsa şu mevcut kadronun önemli isimlerinden biri.

İlk yarıda Kaan’ın şutu dışında Ankaragücü’ne pozisyon vermeyen bir Bucaspor izledik. Hep ön alanda pres yapan bir takım görüntüsü vardı. Kopuk kopuk da olsa ilk yarı bunu tam anlamıyla yaptılar.

İkinci yarı Sercan ve sol bek Mulemo’nun gayretleriyle birkaç pozisyon şansı yakaladı Bucaspor. Ancak değerlendiremedi. Manucho’nun indirdiği her top tehlikeli oluyor.
Ancak Samet Hoca biraz da kondisyon olarak düşük olan Manucho’yu 60’da Emre Aktaş ile değiştirdi.

Değişiklikler olsa da Bucaspor etkili olamadı. Pozisyon vermedi ancak net pozisyonu da yok. Üç puan alsa çok önemli bir dönemi geçirecekti Bucaspor ancak bir puan ile yetindi. Başta dediğim gibi kolay değil kendinizin kurmadığı bir takımı devralmak. Samet Aybaba ikinci yarıya kadar krizi iyi yönetirse Bucaspor için kurtuluş reçetesini iyi hazırlar. Umarım başarır.

Aytekin Durmaz mı? Tam gaz devam ediyor. Hiçbir zaman iyi bir hakem olamayacak. Çünkü o kapasite yok. Her kararı tartışılır. Aytekin Durmaz ; senin gibisi zor bulunur!

7 Kasım 2010 Pazar

Servet'in Altın tepsisi!

Galatasaray’ın taktik stratejisi beklendiği gibiydi. Maçın bir noktadan sonra kilitleneceğini ön görmüştüm. Ancak açıkçası Galatasaray’ı daha aktif bekliyordum. Hagi ile Tugay ne yaparsa yapsın olay bir noktadan sonra kopuyor.

Tamam Galatasaray ikinci yarı biraz oyundan koptu. Fizik olarak da biraz düştü ancak her şey istenildiği gibi giderken Servet’in yaptığı iş değil. Yani olmadık yerde olmadık iş yapıyor. Bu yüzden Servet bazı teknik adamlar tarafından sevilmiyor. Örneğin Rijkaard..

Servet altın tepside sundu yine 3 puanı..

Şunu açıkça belirtmeliyim ki Servet fizik olarak iyi bir stoper olabilir. Kimi zaman iyi mücadele de edebilir. Bir geçen hafta bir de bu haftayı inceleyin. Bir insan iki maçta nasıl böyle siyah beyaz gibi olabiliyor anlamış değilim..

Mustafa Sarp yine bildiğiniz gibi..

Sıfır sorumluluk..
Cana’nın biraz fizik kondisyonu yüksek olsa M.Sarp’ın ilk 11 oynayacağını düşünmüyorum. Cana’nın 60 dakikalık oyunu yüzünden Hagi hep Barış’ı yedekte bekletiyor.
Bu elbette ki dezavantaj..

Misimoviç’i hiç saymıyorum bile. Hep rolanti oyun konumunda. Kewell biraz daha form tuttuğu anda Misimoviç’e yedek kulübesi görünecek.
Tüm bunlara rağmen Galatasaray golü yedikten sonra eşitliği bulabilirdi. Pino ıska geçmese her şey çok daha farklı olabilirdi.

Galatasaray için artık bu saatten sonra puan kaybı olmamalı. Girilen süreç önemli bir süreç. Puan kaybetme lüksü artık tamamiyle bitti. Hagi oturmalı , Kayseri deplasmanının yanına 3 puan yazmalı. İçerdeki maçları söylemiyorum bile. Yoksa Galatasaray’ın başka şansı yok.

Trabzonspor’a geçersek ; maça istedikleri gibi giremediler ama oyunu hep tutmaya çalıştılar. Servet’in hatasını da affetmediler. Çok önemli bir üç puan bu lig yarışında. Avni Aker’de Fenerbahçe , Beşiktaş ve Galatasaray’ı yenip görevlerini tamamladılar. İkinci yarıda gidecekleri bu üç deplasmanda alacakları her puan Trabzonspor için kardır.

Trabzonspor’un yakaladığı bu havayı devam ettirebilmesi için haftaya Bursa’da kaybetmemesi lazım. Şenol Güneş’in payı çok büyük bu yakalanan hava ve takımda. Bursaspor maçına da en iyi şekilde hazırlayacaktır takımı. Ondan sonrası zaten Trabzonspor için ferah…

30 Ekim 2010 Cumartesi

Galatasaray:2 Antalyaspor:1

Antalyaspor’dan başlayalım..
Mehmet Özdilek’in formda takımı Sami Yen’e 3 puan parolası ile geldi. İstediklerini alamadılar. Ancak puana çok yaklaştılar..

Hagi’nin bundan önce geldiği Galatasaray dönemini hatırlayalım. Daha kısıtlı bir kadro olmasına rağmen, oyunu ilk yarım saatte koparmaya çalışan bir görüntü vardı. Şimdi de aynı plan doğrultusunda Hagi. Bunu benimsetmeye çalışıyor takıma.

Derbi on birinden üç farklı isim vardı sahada. Beli tutulan Aykut yerine kaleci Ufuk.
Cezalı Ayhan yerine Barış. Hasta olan Elano yerine de Serkan on birdeydi. Serkan mevkisinde oynarken Sabri de O’nun önündeydi.

Galatasaray istekli, önde basan oyun düzeniyle başladı. Ama ilk 15 dakika rakibin direncini kıramadı. Antalyaspor biraz ayağa kalksa da duran toptan Servet’e engel olamadılar. Servet uzun zaman sonra bir kafa golü buldu. Maç içinde ikincisine de çok yaklaştı. Golün hemen ardından Pino’nun takipçiliği Galatasaray’ı rahatlattı diyebiliriz. İlk yarıda sırıtan iki isim vardı. Biri Mustafa Sarp , diğeri de Misimoviç.

Misimoviç’e anlam veremiyorum. İstediklerini hiç yapamadı. Çünkü güçsüz. İkinci yarı biraz toparlansa da gol vuruşları o bildiğimiz Misimoviç değil. Top çalmalarını çok iyi yaptı bu maç. Ama devamı yok. Oynadıkça düzelmesi en büyük umudum. Ancak Arda’nın, Kewell’ın, Baros’un, Elano’nun dönüşünden sonra kendine yer bulabilir mi? Şu oyunu ile çok zor..

M.Sarp’a dönersek..

İlk yarı rahat 25 dakika topla buluşmayan, rakibe basmayan bir Mustafa Sarp izledik. O da son 15 dakika açıldı. Bu kadar gamsız bir oyun şekli var mı bilmiyorum?

Barış’ı bu maç çok beğendiğimi belirteyim. Çok arzuluydu. Her topa basmaya çalıştı. Çok koştu. İyi bir grafik yakalar umarım.

Antalyaspor’un ikinci yarıdaki oyununa da ayrı bir parantez açalım.
Galatasaray taraftarına korku dolu anlar yaşattılar. İyi bir takım Antalyaspor takımı. Son vuruşlarda biraz daha becerikli olsalar bir puan alabilirlerdi.

Bu üç puan Galatasaray açısından çok önemliydi. Hem uzun bir aradan sonra gelen bir galibiyet oldu. Hem de takımın hırsı, öz güveni tekrar yerine geldi. Haftaya Trabzonspor maçı iyi bir sınav olacak.

Bu arada Bünyamin Gezer’i hiç bu kadar kötü görmemiştim. Anlam veremediğim hatalı kararlar verdi bu maç. Formu müthiş düşmüş. Her pozisyonu süzen, otoriter Bünyamin Gezer gitmiş, bambaşka bir adam gelmiş. Bünyamin Hoca’nın acil toparlanması gerekiyor. Birilerinin canını yakmadan Hoca ayağa kalkmalı. Yoksa O’nun canı fena yanacak!

28 Ekim 2010 Perşembe

İtalya Kupası'ndan..

İtalya Kupası'ndan haberler var..

Dün işlerim dolayısı ile takip etmek istediğim ama edemediğim maçlar oldu..

Bunlardan biri Catania - Varese maçıydı. Catania zora soksa da maçı uzatmada almış.
Marco Giampaolo ' nun yedek ağırlıklı çıktığı bir maç olmuş. Ancak yine de Varese'nin maçı 3-1'den 3-3 'e getirmesi takdirlik..

Uzatmada gülmüş Catania. Golü de stoper Spolli atmış.

Günün diğer ilginç maçı Serie B'nin flaş takımı, adeta oynadıkları futboldan mest olduğum Novara'nın maçıydı. Serie A takımı Cesena , Novara'yı konuk edecekti. Cesena ilk yarı öne geçse de koruyamamış 2. yarı skoru. Rubino ile Novara maçı uzatmaya götürmüş. Uzatmada da iki golle bileti kesmiş Novara. Bu form grafiği ile zaten beklediğim bir skordu. Şimdi bir üst turdalar. Çok büyük bir laf etmek istemiyorum ancak Novara çok iyi durumda. Final oynarlarsa kimse şaşırmasın..

24 Ekim 2010 Pazar

Fenerbahçe:0 Galatasaray:0

İlk yarı tam anlamıyla Galatasaray’ındı. Hagi şunu takıma demiş açıkça: “Galibiyet istiyorum. Bunu başarmak içinde ilk yarı bir tane gol bulmalıyız”

Galatasaray istekliydi , arzuluydu. Çok da sakin top çevirdiler ilk yarı. Fenerbahçe ‘nin etkili kanatları Dia ve Stoch’u iyi kitlediler. Planda tek eksik goldü. Golü bulsaydı Hagi’nin stratejisi tam anlamıyla işleyecekti. Ama olmadı.

İkinci yarı Fenerbahçe’yi biraz daha derli toplu gördük. Galatasaray’ın ilk yarıdaki etkili isimleri Elano ve Cana biraz oyundan düştü. Kolay değil uzun zamandır oynamayan futbolcular. Ama iyi savaştılar. Özellikle Elano. Oynabileceği en iyi oyunu koydu ortaya. Şu form durumuna göre.

Aykut Kocaman Semih hamlesini de yapsa da oyunu yıkamadı Galatasaray sahasına. Galatasaray 70’ten sonra biraz oyundan düşse de Emre Çolak ve Pino ile iki gol pozisyonu daha buldu. Ama şansızlık Kadıköy’de yine Galatasaray’ın peşindeydi. Pino çok çalıştı. İyi de sızdı defans arkasına kimi zaman. Pino’yu ilk kez bu kadar çok beğendim.

Özellikle Emre Çolak’ın bulduğu pozisyon var ki Emre onu gol yapsa şu an kahraman olabilirdi. Böyle genç oyuncuların ayağına böyle şanslar her zaman gelmiyor. Emre daha nicesini bulacaktır umarım. Biraz daha fizik olarak toparlanırsa bu iş olacak..

Hakeme gelirsek..
Bülent Yıldırım’ın vasat bir görüntü çizdiğini söyleyelim. Kimsenin canını yakmayayım felsefesi ile oyuna çıkmış. Ucuz fauller çok çaldı. Neill’ e verdiği basit karttan sonra O’nu oyundan atmaya yüreği yetmedi mesela. Lucas’ın atılması gerekiyordu. Ama bu işler yürek işi..

Son olarak şuna değineyim:

Hagi geldiğinde basın toplantısında şunları söyledi:

“Hagi disiplindir. Hagi budur, Hagi çalışır”

Yönetimi bazı konularda yanlış bulsam da şu mevcut durumda Hagi kurtuluştu. Rijkaard’ı yediler. Günü mü kurtardılar bilinmez. Ama Hagi’nin olduğu her yerde taraftar Hagi’nin arkasında..
Bu takım yol kat eder. Bekleyip, göreceğiz..


22 Ekim 2010 Cuma

Novara:3 Vicenza:0

Keyif alıyorum bu takımı izlerken net söyleyeyim. Tam bir takım havasındalar. Bir bütün olmuşlar. Yemin ettiler zaten Serie A bekle biz geliyoruz diye.

Stad tıklım tıklım..
İyi de başladılar maça.Pablo Gonzales 8. golünü attı. Bu maçta o sayı 10 olabilirdi. 2 .yarı 2 net fırsatı harcamasaydı..

Hele bir ikinci golü var ki Novara'nın..
Tadından yenmez. Nakış gibi işlediler golü adeta. Tık tık tık inanılmaz pas yaptılar ve takımın 10 numarası Rigoni 10 numara bir gol attı.

İkinci yarı Vicenza ilk 20 dakika şuursuz bir yüklenme yaptı. Golü bulsalar belki umutlanacaklardı. Ama etkili olamadılar.

Sonrasında gelen bir kontra golü Novara'dan..
Bi kontra anca bu kadar güzel yapılır. Bertani çok güzel bir gol attı. Net söylüyorum son golü tekrar tekrar izlemek lazım. Dediğim gibi Novara'yı izlemek inanılmaz keyifli. Geçen seneki Karabükspor gibi , Bucaspor gibiler. Seviniyorum. Bizden de böyle Novara'lar çıkıyor bazen. Devamı gelir umarım. Şu futbol enfes..
Abartmadığımı bu takım Serie A'ya çıkıp ortalığı toza bulayınca göreceksiniz. Şu kadrolarını bozmazlarsa..

Not: Samet Aybaba'dan sonra Bucaspor analizi yakında blogta..

17 Ekim 2010 Pazar

Umutsuz Vaka!

Şok golle başladı maç. Tamam Galatasaray kötü durumda. İyi de top oynamıyor.
Ancak hareketli topla faul kullandıran bir hakem nasıl bir hakemdir? Yardımcısı da O’nu uyarmasına rağmen..

Hakem bir yana. Metin Akan’ı bu kadar arkaya kaçıran bir Galatasaray defansı da olamaz.
Galatasaray golü yedi. Toparlanamadı. 2. yarı bir daha yedi. Baros kişisel çabasıyla bir gol buldu.

Galatasaray tam umutlanacak. Ama öyle bir savunma anlayışı var ki buna izin vermiyor.
Ankaragücü aldığı her topu defans arkasına sarkıttı. Arada Ufuk da kaynadı golü önlemek pahasına. Atıldı . Haftaya Kadıköy’de kale Aykut’un.

10 kişi kalan Galatasaray Baros ile bir gol daha buldu. Ama ne fayda..
Baros çırpınsa, Sabri çırpınsa ne yazar?

Sabri Sabri dedik çok da tepki aldık. Şu maçta Baros ve Sabri’nin dışında çırpınan bir tane adam var mı?

Galatasaray’ın durumu iyi değil. 8. hafta olmasına rağmen takımda ışık yok. Umutsuzluk en kötü şeydir. Ne yazık ki camiada bu durum hakim.

Tek kurtuluş , reçete şudur:
Haftaya çıkarsınız Kadıköy’de Fenerbahçe’yi devirirsiniz. İbre o zaman döner işte. Ama bu Misimoviç ile bal yapmayan arı Pino ile mi olacak? Kafalarda bir çok soru işareti mevcut. Baros’un durumu Pazartesi günü belli olacak. Arda zaten yok. Anlayacağınız Galatasaray şu an umutsuz vaka.

Ali Sami Yen’in son günlerinde bu yaşananlar hiç hoş değil.Hiç yakışmıyor..
2. yarı açılacak olan o muhteşem stad’a yazık..
Şu taraftara yazık. Daha ne diyeyim ki?

“Galatasaray isminin olduğu her yerde umut vardır” demiş sayın Derwall. Hagi usta da tekrar etmişti bu sözü. Bugün sahada o kutsal formayı giyenlerde durum ne? İşte o tartışılır..


Catania:1 Napoli:1

Napoli ligin kalbur üstü takımlarından..

Ancak Catania'nın iç saha performansı her takımı ürkütüyor. Buna rağmen Napoli iyi başladı maça. Ayağa pas yaparak oyunu tutmaya çalıştılar. Cavani ile golü de buldular.

2. yarı sazı eline Catania aldı. Pozisyon üstüne pozisyon buldular. En sonunda da ilk 11 şansı bulan ve o dakikaya kadar fazla varlık gösteremeyen Gomez golü buldu.

Golden sonra Napoli yüklense de gol değil son dakika da kırmızı kart çıktı. Cannavaro son dakikada atıldı oyundan..

Catania yine yenilmedi evinde. Ancak bu beraberlikleri çok arayacaklar.

Bu arada Fiorentina'da işler kesat. Öne geçtikleri maçta Cenova'da Sampdoria'ya yenildiler. Ligin dibine demiri attılar.
Floransa'da durumlar değişir. Sinisa Mihajloviç gider gibime geliyor.
Fatih Terim sesleri yükselir mi bilinmez..

12 Ekim 2010 Salı

İçim Yanıyor!

Almanya faciasından sonra Azerbaycan maçına daha bir farklı, arzulu çıkacağımız kanısındaydım. Milli Takım yanılttı beni. Almanya maçına facia dememim sebebi
3 ‘lük olmamız değil. Yanlış anlaşılmasın. Aciz , kötü bir oyun koyarak bize yakışmayan bir yenilgi almamız. Almanya ‘ya yenilebiliriz gayet doğal. Biz ki geçen sene İspanya’ya içerde, dışarıda yenildik. Dünya Kupası şansımızı yitirdik. Ama o maçlarda bulduğumuz pozisyonlara bir bakın. Hep dikine giden Milli Takım vardı.İstekliydik.Sırf bu isteğimiz yüzünden 1-1 giden maçta gol ararken kalemizde gölü gördük . Hatırlayın bunları lütfen..

Azerbaycan maçına dönersek …

Adeta basireti bağlanmış bir Milli Takım vardı. Gökhan Gönül ile yakaladığımız net pozisyon ve Hamit’in direği dışında öyle “aman aman” bir pozisyonumuz ne yazık ki yok. Halil’in kaleci hatasından yakaladığı bir pozisyon var. O da Azeri duvarını geçemedi.

Azeriler iştahlanmış. Almanya maçındaki halimizi görünce “yapabiliriz” demişler. Yaptılar da. Golü de bulunca kapandılar. Aldılar üç puanı.

1,5 ay öncesine göre çok kötüyüz. İyiye gideceğimize tam tersi oluyor. Biz ne oynuyoruz ben daha onu çözemedim. Ne yaptığını bilmeyen bir ekip var sahada. Kadro seçiminden tutunda oyun şablonuna kadar..

Önce şunu anlamak lazım. Aday kadro nasıl belirleniyor? Aday kadroyu kim belirliyor? Eğer Hiddink bu kadroyu yapmışsa “ölmüşüz ağlayanımız yok”. Eğer Oğuz Hoca bu kadroyu yapmışsa o zaman biz Hiddink’e neden bu kadar para ödüyoruz?

Çözemediğim bir çok nokta mevcut. Arda’nın sakat olduğu bir ortamda Volkan Şen’in olmamasına anlam veremiyorum mesela. Şu takımda dikine giden bir adam yok. Sırf bu yüzden adam eksiltemedik. Adam akıllı pozisyon bulamadık. O bölgede Özer’i kullanmaya çalıştık. Fenerbahçe’de doğru dürüst oynamayan bir oyuncuyu hem Almanya hem de Azerbaycan maçında banko 11’e koymak hangi akla hizmettir? Özer yetenekli bir futbolcu. Ama şu formu , Milli formayı hak etmiyor.

1 aydır sakat Hakan Balta. Bu ülkede hiç mi sol bek yok. İbrahim Üzülmez’i koyun oraya. En azından maç eksiği yok. Kendi takımında oynamayan veya oynayamayan bir oyuncu Milli Takım’ a çağrılamaz. Milli Takım deneme kampı değildir. Formda oyuncuların çağrıldığı bir yerdir. Bir- iki istisna ile bunu bozabilirsiniz. Ancak bu sayı hele bir de ilk 11’de ; 5’e 6’ya çıkıyorsa o zaman sıkıntı var demektir.

Mehmet Topal yok mesela bu takımda. Valencia gibi bir takımda 11 oynayan M.Topal hangi sebepten düşünülmez bilmiyorum. Şu an sakat . Ama aday kadro açıklandığında sapasağlamdı. Sonrasında çıktığı Valencia idmanında sakatlandı. Yani anlatmak istediğim bu adam neden düşünülmüyor?

Hiddink Hoca kariyerli bir hocaydı. Nereye giderse gitsin aldığı takımı şaha kaldıran bir görüntüsü vardı. Kore, Avustralya, Rusya bunlardan bir kaçı..
Ama geçmişte kalmış bunlar. Guus Hiddink son limanı olarak gördüğü Türkiye’ye şu anda zarar vermektedir. Açık söylüyorum. Rusya’da kaldığı dönemde vodka bozmuş hocamı. Çalışma pratiğini kaybetmiş. Bu çok net gözüküyor.

Maç kaybederiz ama ezilemeyiz.Ezilmemeliyiz..
İçimin yandığı nokta bu..


7 Ekim 2010 Perşembe

Totem Serüvenlerim-3

Uzun süre oldu serüvenleri yazmayalı...

2005/2006 sezonundan devam edelim. Eric Gerets'in Galatsaray'a geldiği yıl.

Ali Sami Yen'de Malatyaspor ile oynayacağız. Peder bey ile tv karşısındayız. Ben her şeyi hazırlamışım. Kumanda hemen kolumun yanında cep telefonumu da koltuğun üzerine bıraktım. Hazırlıklar tamam yani. Çok da iyi başladığımız bir maç , golü kim attı hatırlayamıyorum ancak fırtına gibi giriyoruz maça.

Neyse aradan fazla zaman geçmiyor telefonum çalıyor. İlk başta açmak istemiyorum ancak ısrar sürüyor. Totem bozulacak diyorum içimden :) öyle de oluyor.

Açıyoruz telefonu. Arayan arkadaşım başka bir zaman bulamamış gibi tam maç saatinde bana dersane saatlerini soruyor. Lise sondayız o dönem. Ben nerden biliyim olum bakarız sonra diye geçiştirirken penaltı oluyor. İçimden ulan diyorum ama arkadaş ısrarlı kapatmıyor telefonu. Kıramıyorum ben de. Golü yiyoruz tabii. Ulan yedirdin bize golü diyorum en sonunda. "Gol mü yedik lan" diye cevap geliyor. Zar zor kapatıyorum telefonu.

Yeniden toparlanıyor takım tak 2'yi buluyoruz. Toteme bak aq diyorum.Şoklardayım ama :)

Gol sevinci yaşarken az önce arayan arkadaşım tekrar telefonu çaldırıyor. Israrlı bir şekilde. Açmayacağım bu sefer desem de peder bey sesleniyor. " Açsana olum şu telefonu"..

Açıyoruz yine telefonu efendim diyorum. Ben efendim dediğim an Malatya da 2. golün sevincini yaşıyor o an. Arkadaşıma sesleniyorum biraz da hiddetli:

"Ulan Galatasaraylı olduğunu bilmesem bilerek yapıyosun diyeceğim" diyorum.
2-2 mi oldu lan diyip :) kontra cevap geliyor. Evet diyorum.

Kapat olum kapat diyor sonra , onu da inandırıyorum toteme ..

Babama da diyorum bir daha telefon çalarsa açmayacağım...

Aradan 5 ya da 10 dakika geçiyor , 3-2 yapıyoruz skoru. Ne totem kurmuşum diyip hem kendime gaz veriyorum hem de gole seviniyorum.

Telefon çalmıyor bir daha maç içinde. 2 . yarı 2 gol daha , 5-2 alıyoruz maçı. Şükür diyorum ..
Bir sonraki hafta Gaziantep ile karşılaşıyoruz . Onun totemi apayrı güzellikte. Beklerim 4. serüvene..

4 Ekim 2010 Pazartesi

Tatile Bile Gelme SAYIN UYGUN!

“Bülent Uygun ; Bucaspor'a ve İzmir'e yakışmaz,yakışamaz. Tarihinde ilk kez Süper Lig'de Bucaspor. Yazık olmasın bu kadar emeğe.5 hafta sonra istifa edip gittiğinde kimse şaşırmasın.İnşallah yanılırım,özür dilemek zorunda kalırım.Sırf ben mi böyle düşünüyorum onu da bilmiyorum.Ancak İzmir büyük gelir sana Bülent Hocam! “

Daha önce dile getirdiğim bazı şeylerin gerçekleşmesi sonucu öncelikle üzüntü içinde olduğumu belirteyim. Bülent Uygun ile ilgili bazı endişelerim vardı. Bazı noktalara temas etmiştim. Sonuna eklemeyi de ihmal etmemiştim inşallah yanılırım diye.

Ama işte görünen köy kılavuz istemiyor diye boşuna dememişler.

İki takım ele alın. Biri geçen yıl Bank Asya 1. Lig’i lider bitiren Karabükspor. Diğeri O’nun hemen arkasından Süper Lig’e gelen Bucaspor. Karabükspor ne yaptı? En doğru olanı..

Kadrosunu bozmadı. Yücel İldiz ile yola devam etme kararı son derece akıllı bir karardır. Sonuçta ortada oturmuş bir şablonu olan ekip var. Üzerine birkaç takviye yaptılar. Şu an oynadıkları futbolu ve puan cetvelindeki yerini herkes takdir ediyor.

Bucaspor’u ele alalım. Başta Özcan Kızıltan ile devam etmek en büyük doğruydu. Yönetimin de bir takım hataları yok değil. Bülent Uygun ile anlaşıldı ki Abdullah Avcı’nın direkten döndüğünü belirtelim. Keşke Sayın Avcı ile pürüzler giderilseydi diyordur bütün Bucasporlular. Olmadı işte..

Bülent Uygun’un Sivasspor’da yakaladığı başarıyı kimse küçük göremez. Ama asıl başarı devamlılıktır.
Bucaspor’a göreve geldiği ilk günden beri öyle işler yaptı ki Sayın Uygun. Anlatılmaz yaşanır cinsten. Bank Asya’dan çıkan takımdan bir Veli bir de Sercan bıraktı. Kaptan Yılmaz’dan başlayarak takımın geri kalanına kapı gösteren bir anlayış nasıl bir anlayıştır ben çözemedim..

Bu işler olurken insanlar hep şöyle düşündü? “ Herhalde çok daha iyi isimler takıma gelecek”

Tabii ki hayır. Toplama bir takım yaratmanın peşindeydi Bülent Uygun. Her transfer masraftır, extra paradır. Yeni çıkan bir ekibe bu kadar yük koyarak yola başlamak insafsızlıktır.

Haziran ortasında transfer edilen Hacettepe’den Serkan Atak, Darıca Gençlerbirliği’nden Oğuz Başaran, Milwall’dan Kamil Çörekçi, Yeni Malatyaspor’dan Ergün Cengiz, Altınordu’dan Kadit Atkın 'ı lig başlamadan geri yolladı. Altyapıdan Emrecan Afacanoğlu’na da 5 yıllık sözleşme yapın deyip kadro dışı bıraktı.

Madem deneme kararın var bu oyuncularla ilgili neden sözleşme imzalatıyorsun?
Bucaspor’un paralarının nasıl sokağa atıldığının belgesidir. Yapılan diğer transferlere hiç girmiyorum bile. Yoksa daha yazacak çok şey var..

Bu takımı yarı yolda bırakmak yapılanların en kötüsüdür. Çünkü bu takımı Bülent Uygun kurdu. O’nun oyun şablonuna göre transferler yapıldı. Yazık değil mi bu camiaya? Verilen bu kadar paraya. Bucaspor tarihinde ilk kez Süper Lig’de. Yönetim olarak , camia olarak , taraftar olarak tecrübesi olmayan bir ekip. Yönetim de sana karışmamış , git dememiş. İstifa daha 7. haftada bu kadar basit alınan bir karar mıdır?

Olayın iç yüzü Eskişehirspor’dan gelen teklif ise zaten benim yazacak başka şeyim yok. Çünkü bu noktadan sonra yazılanlar başka tarafa gider. Bülent Uygun diyor ki “İstifa ettikten sonra Eskişehirspor ile görüştüm” . Buna kim inanır derseniz ben yanıt veremem.

Hani ilkeler Bülent Hoca nerde? Eskişehirspor ile anlaştığını ben biliyorum. Belki Eskişehirspor Yönetimi gelen tepkilerden çekinip anlaşmama kararı alabilir. Ya da bir – iki gün içinde anlaştıklarını açıklarlar. O yönetimin insiyatifi..

Siz en iyisi Bülent Uygun’u Gaziantepspor Başkanı İbrahim Kızıl’a sorun. Sezon başı anlaştığı halde neden 2 gün içinde anlaşmayı fesh etmiş bir araştırın. Bu arada Sayın Başkan’a da geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum.

Ben yanılsaydım özür dilemeye hazırlıklıydım. Peki Sayın Uygun Bucaspor camiası ve taraftarı başta olmak üzere tüm İzmir’den bıraktığı enkaz için özür dileyecek mi?

Aman hocam sen iyisi mi tatile bile gelme İzmir’e !!!

3 Ekim 2010 Pazar

Lecce:1 Catania:0

Marco Giampaolo ‘ nun defans kurgusu yine aynıydı bu maçta. Özellikle sağ bekte Potenza, sol bekte de Capuano’nun defanstaki görevleri kadar hücuma da destek vermeleri Catania’nın en büyük artısı. Ancak deplasman fobileri takıntı haline gelmiş. Bu sezon da böyle bir fobi olacak gibi gözüküyor..

Daha dakika 5..
Maxi Lopez'de son haftalardaki hastalık devam ediyor..
%100 lük pozisyonu harcadı.

İlk 10 dakika müthiş baskı kurdu Catania. Lecce kontra aradı.Pek bulamadılar.
Lecce Corvia ‘yı her fırsatta defans arkasına sarkıtmaya çalışsa da pek başarılı olamadılar.

33 ‘te yine Maxi Lopez vardı sahnede. Bu sefer Lecce defansı çizgiden topu çıkardı.

Atamayana atarlar derler ya işte öyle oldu. 37’de Roma alt yapılı Corvia arka direğe iyi koşu yaptı. Lecce ilk yarı korner dahi atmadan öne geçti.

Lecce’nin en istekli ismi Uruguaylı Olivera’ydı. Golün asisti de O’ndan geldi.

2003’te geldiği Juventus’ta tutunamayan Atletico Madrid,Genoa, Sampdoria gibi takımlarda kiralık Olivera’yı çok beğendim. Adeta Juventus'a nispet yaparcasına oynadı.

2. yarı ; Carboni yerine Ledesma değişikliği ile başladı Catania.

65’e kadar ilk yarı kadar olmasa da yüklenmeye çalışan bir Catania vardı. 59’da Giampaolo ; forveti Antenucci ile ikilese de pozisyonu Izco buldu . O da dar açıdan topu direğe vurdu.

Izco – Arjantinli Gomez değişikliği sağ kanadını hareketlendirse de Catania'nın golü gelmedi.

Potenza ve Antenucci ile 2 pozisyon daha harcadı Catania. Yarım pozisyon diyelim..

Lecce önemli bir 3 puan aldı. Catania bir şeye karar vermeli. Tepeye oynamak istiyorlarsa bu tür maçları alacaklar. Bulduklarını yazacaklar. Maxi Lopez bu maç kulakların çok çınladı haberin olsun..




2 Ekim 2010 Cumartesi

Udinese:1 Cesena:0

20 şut 8 korner...
Yine mi olmuyor derken ligin dibine vuran Udinese ilk 3 puanını 90+3 te aldı.

Faslı Benatia cezayı kesti..

Cesena iyi direndi. Çok iyi kapandılar. 1 puan için geldikleri zaten belliydi.Amaçları şuursuzca bastıracak olan Udinese'yi durdurmaktı. Başardılar. Ama son dakika çok paniklediler.

Udinese rahatladı. Serie A şimdi başladı..

1 Ekim 2010 Cuma

Aytekin Durmadı!

Yazıya böyle giriş yapmaktan her zaman nefret ederim. Ama Aytekin Durmaz maça öyle bir giriş yaptı ki..
Aytekin Durmaz’ı nasıl bilirdiniz? sorusuna cevap gibiydi. Hiç düşünmedi, olmayan penaltıyı “caaarrtt” diye çaldı.

Bir hakem maça şartlı başlarsa o maçtan hayır gelmez. Akıl almaz faulleri Karabükspor’a verdikten sonra, faulle alakası olmayan pozisyonlarda Galatasaray lehine birkaç karar verdi. İşte bunun adı eyyamcılık oluyor o zaman. İşte o zaman kafalar karışıyor. Ne maksatla neden bir hakem maçı bu şekilde katletmek ister anlamış değilim. Nasıl hakem olduğunu çok merak ediyorum. En kısa zamanda araştıracağım.

İnsanın Elektrik Mühendisi gibi bir mesleğin varken “hakem” olma kararı bana göre yanlıştır. Hiçbir zaman FIFA hakemi olamayacak. Ama bari Süper Ligimizi katletmesin. Ondan istediğimiz sadece bu.

Maça gelirsek..
Karabükspor mükemmel bir ekip. Zemini de en iyi şekilde lehine kullanmayı çok iyi biliyorlar. Yücel İldiz geçen sene Bank Asya’daki ekibini korudu. Üzerine birkaç takviye yaptı. Araya girelim Bülent Uygun’a selam olsun!
Karabükspor kontra atağı çok iyi şekilde yapıyor. Top şu zeminde saniyede 50 kere sekmesine rağmen iyi pas yapıyorlar.

Bu maçta biraz hakem takviyesi vardı. Ama olmasa da Galatasaray ‘ dan puan alabilecek kapasiteleri var.

Galatasaray ise şok penaltı ile geriye düşünce toparlanamadı. Zemin elbetteki dezavantaj.

Misimoviç’ten beklentiler çok. Ama sahada O’nu görebilen yok. Uyum sorunu vb. bir yere kadar. Ama şu bir gerçek Misimoviç güçlü değil şu an. Hazır değil. Umarım milli maç arası O’na ilaç gibi gelir.

Galatasaray’da Baros ve Arda o kadar hissedildi ki..

En azında biri sahada olsa bu maç çok farklı olabilirdi 2-0 ‘dan sonra..
Ama en önemlisi kötü oyun. Sorumluluğu kimse almak istemedi.

Bu maçta Rijkaard’a kızmamak lazım. Babasını kaybettiği gün bir insan maça nasıl konsantre olabilir ki..

26 Eylül 2010 Pazar

Galatasaray:3 İ.Belediye:1

Son günlerin aksine oyuna daha hızlı başlayan bir Galatasaray vardı. Öyle ki Serkan Kurtuluş’un beni şaşırtan iki müthiş ortasından biri gol oldu öteki de penaltı oldu.

İlk 10 dakikada Galatasaray oyunu kopardıktan sonra tempoyu hafif hafif düşürdüler.
İstanbul Belediye kontrolü daha sonra ele alsa da moral olarak da kötü duruma düştükleri için etkili olmadılar. Galatasaray da pek alan bırakmadı.

Galatasaray kontralarla gelmeye çalıştı ki etkisiz Aydın’ın getirdiği topu Baros inanılmaz bitirdi. Galatasaray üç farkı yakaladı.

Rijkaard ilk onbirde Cana’yı düşündü. Bu yüzden Kewell yabancı kontenjanına takıldı.

Galatasaray’ın bu maçta ileri ucuna bakarsak Baros’un dışında etkili olan bir oyuncuyu söyleyemeyiz. Aydın kötüydü, Misimoviç beklenen düzeyde değildi. Pino ise idare etti.Ama buna rağmen Galatasaray ilk yarı son maçlarının aksine 3 gol birden buldu.

Ayhan-Cana ikilisi Sarp-Ayhan ikilisine göre daha iyi göründü. Buradaki en önemli faktör de Ayhan’dır. Uzun zamandan sonra form olarak son derece iyi. Hata yapıyor yapacaktır da. Topla oynayan , pas dağıtan adam illa ki hata yapar zaten. Ancak Cana da şu an yeterli düzeyde değil. 60 dakikalık oynuyor . Rijkaard da bunu düşünerek oyundan aldı. Tabii yabancı kontenjanı olayı hocayı da etkiliyor.

Arda’nın dönüşü hücumu daha zenginleştirecektir. Böylelikle Rijkaard kanatlarda Kewell – Arda veya Arda – Pino ‘yu düşünecektir.

Servet’e ayrı değinelim. Kondisyon olarak şu an müthiş durumda. Geçen sezondan çok daha farklı bir görüntü sergiliyor. Her pozisyonda rakibi bozmaya gayret ediyor. Bunu da başarıyor.

Baros’a gelirsek..
Maça iki pozisyon harcayarak başladı sonrasında işi bitiren adam oldu. Bitiriciliği müthiş. Bir forvette de olması gereken bu. Geçen sezon sakatlığından dolayı olmayışı Galatasaray’ı olası şampiyonluktan etmişti. Hatırlayalım..

Galatasaray kötü başladı sezona. Ama arka arkaya gelen seri galibiyetler takımı da moral olarak üst seviyeye taşıdı. Genel olarak güzel bir lig olduğu kanaatindeyim. İyi bir lig izliyoruz.Ben öyle düşünüyorum..


*jaglersport.com yazımdır

Catania:1 Bologna:1

Geçen yazıda muhtemelen nazar değdirdik Catania'ya.

Kendi evlerinde ilk puan kaybını yaşadılar. Bologna ile 1-1 berabere kaldılar.

Maç başlarındaki istekli oyunları yoktu bugün. Taa ki hakem Gabriele Gava'nın Bologna lehine verdiği karara kadar...

Pozisyon penaltı olmasa da hakem verdi. Di Vaio da yazdı.

Hemen 1 dakika sonra uyandı Catania. Maxi Lopez ceza yayının oralarda önce düşürüldü. Gava avantaj dedi. Maxi kalktı topu aldı bu sefer içerde düşürüldü. Gava dışardaki pozisyona faulü verdi. Yani anlatmak istediğim Gabriele Gava 'nın Serie A'yı kaldıramayışı. Maç içinde inanılmaz pozisyon hataları vardı.

Uyanan Catania 2. yarı top göstermedi Bologna'ya.
50'de golü buldu ama Maxi ofsaytta idi.
62'de Maxi Lopez inanılması zor bir pozisyon daha kaçırdı.
Bu arada Maxi Lopez'e değinelim. Çok hırpalıyor rakibi. Kuvvetli ama gole ihtiyacı var.

Sonunda baskı sonuç verdi. Bologna Britos ile kendi kalesine yolladı topu.

Sonrasında Catania yine durmadı . Mascara enfes bir şut çıkardı top 90'a giderken direkte patladı.

Bu puan kaybı bozmaz Sicilya ekibini. Haftaya rakip Lecce. Biraz akıllı oynarlarsa Lecce'yi bitirirler. Lecce ağır yaralı. Palermo'da 2-0 öne geçtiler koruyamadılar.

Her maç 90 dakika sahada kalan Giacomazzi kırmızı yedi. Catania maçında yok.

25 Eylül 2010 Cumartesi

Calcio Novara -- Serie A yakışır sana!

Calcio Novara..
Serie B takımı..

Geçen sene Serie C1'deydi. Harika bir sezon geçirdiler. Tam 30 hafta namağlup götürdüler ligi. Dikkatinizi çekelim 30 hafta.
Hatta İtalya Kupası'nda Parma ve Siena'yı elediler. Milan' a da 1-1 devam eden maçta 80 ' de boyun eğdiler.

Ligi ise lider kapattılar. Play off'ta da Portogruaro ' yu hem içerde hem dışarda devirdiler. Serie B' ye adımlarını attılar.

Serie A'da en son oynadıkları sezon 1955-56 sezonu. 54 yıldır hasretler Serie A'ya.
Şimdi Serie B' de oynuyorlar. Müthiş bir hava yakaladılar. Geçen sezondan korudukları kadroları ile bu sezon da iyi durumdalar.

Statları 12.000 kapasiteli Silvio Piola..
Silvio Piola kim derseniz?

Kendisi Serie A'nın en çok gol atan futbolcusudur. Tam 274 golü var.
Novara ile alakası şurda:

Tam 7 yıl formasını giydiği Novara'da 185 maçta 86 golü var.
Novara stat ismini bu büyük golcünün ismini vermiş.

Bu sezon Novara Serie B 'de şu an 6 maç 13 puan ile Siena'nın bir puan gerisinde. Kendi evlerinde 3 te 3 yaptıklarını da belirtelim.

Tek sıkıntıları son iki maçtır yaşadıkları kırmızı kart problemi.
Son maçta Livorno'yu dörtleyip , postadılar.

Serie C'den uçarak geldin. Serie B'nin de tozunu attırıyorsun helal olsun Novara . Serie A yakışır sana..

FOX Tv ' nin İtalya Serie A çıkmazı..

Bildiğiniz gibi bu sene İtalya Serie A yayını Fox Tv aldı. Daha doğrusu muamma???

Önce bant yayını ile başladıkları bu serüvene haftada tek maça kadar çıkarak büyük bir aşama kaydettiler. Ama şu an program takviminde bu hafta bir maç gözükmemekte.

Öğle saatleri dayanamadım aradım Fox Tv'yi..

Önce bir bayan çıktı karşıma:

İtalya diyorum -- efendim diyor. Serie A diyorum -- anlayamadım diyor. Futbol diyorum -- cevap yok. Anlayacağınız anlaşamadık hanımefendi ile.

Sonrasında büyük bir zeka örneği göstererek beni spor servisine yönlendirdi.
Sorumu yönelttim haliyle.
4 haftalık deneme yayını almışlar sözde. ( Neyi nasıl denedilerse? Haftada 1 maç .. O da 2. haftadan sonra)

Peki dedim hala sizde mi yayın hakkı? Telefondaki arkadaş sağına soluna danıştıktan sonra geri dönüş yaptı.

Cevap şu:Bu hafta da maç yayını var .

C.tesi 13.30 'daki maçı yayınlayacaklarmış.
Neyse kapadım. Uzatmadım. Yoksa sinirlerim daha da zıplayacak.

Serie A 'nın bu haftaki programına bir baktım. Ne göreyim..
Serie A'da cumartesi öğlen maç yok.
Ya pazar günü 13.30 taki Cesena - Napoli maçını kastettiler. Ya da beni yediler. Ya da yediklerini zannettiler.

Nasıl bir anlayıştır çözemedim. Peki kardeşim madem maç yayınlamayacaksınız neden aldınız bu yayın haklarını?

Deneme yayını 4 hafta ise bu hafta da maç yayınlarsanız kime nasıl cevap vereceksiniz?

Bu insanlar neden Roma - Inter maçını izleyemeyecek?

"Bez Bebek" zihniyeti bu olsa gerek..

24 Eylül 2010 Cuma

İçler acısı..

Bakın Juve'nin haline..

Roma sürünüyor..

Fiorentina'nın tadı yok..

Udinese ölmüş ağlayanı yok..

Varsa yoksa Catania, varsa yoksa Brescia..

Yürüyün aslanlarım :)



22 Eylül 2010 Çarşamba

Sicilya'nın Catania'sı.. ( Calcio Catania)

Doğu Sicilya ekibi Catania. Çok seviyorum bu takımı.

2006/2007 sezonundan beri Serie A ' da mücadele ediyorlar. Bu takımı özellikle kendi evinde yıkmanız çok zor. Serie A'ya çıktıktan sonra ilk 2 sezon ısınma devresini atlatan Catania özellikle 2008/2009 sezonunda kendi evinde 11 galibiyet alarak herkesi şaşırttı. Deplasman karnesi de biraz iyi olsa en azından ilk 7 için şans bulabilirlerdi. Çünkü o sezon deplasman galibiyeti sayısı sadece 1.

Tipik catenaccio sistemini benimsiyorlar kimi zaman. Yani anlayacağınız tipte bir İtalyan Takımı.

Geçen sezona dönersek iç saha galibiyet sayıları 8. Şampiyon Inter'i 3-1 ile devirdiklerini belirtelim.

Bu sezona iyi başladılar. 4 maç 7 puan. İçerde 2 maç yine 2 galibiyet. Bu sefer deplasmanda Milan'dan geçen hafta puan almayı başardılar.

Biraz kadrodan bahsedelim. Takımın beyni 31 yaşındaki Giuseppe Mascara . Ruhunda forvet yatsa da o forvet arkası oynamayı çok seviyor. Şahane golleri mevcut. Ancak biraz daha kafasını kullansa şimdi çok daha farklı yerlerde olabilirdi.
Marco Giampaolo bu sezon Catania'nın başına geçti. Takımın biraz daha ofans yönünü göstermesini istiyor. 4-4-2 gibi dizse de takımı, maç içindeki şablon 4-4-1-1

Bir diğer isimden bahsedelim Maxi Lopez. Maxi'nin Barcelona serüvenini bilenler bilir. Barcelona tarihinin en kötü forvetlerinden biri olarak tarihe geçse de bana göre öyle değil. Barcelona kariyerinde ligde golü yok. Barcelona'ya katkısı pek olmadı. Ama Nou Camp'ta Şampiyonlar Ligi maçında Chelsea Drogba ile öne geçerken oyuna sonradan giren ve ilk kez bu turnuvada oynayan Maxi Lopez iki gol ile yıkmıştı İngilizleri..

Catania'da adeta yeniden doğdu. İyi performans sergiliyor. Bu sezon 4 maç tek gol..

Oyuncuların hepsine tek tek değinmeyeceğim. Daha sonra çok daha iyi bir analizle karşınıza çıkarım.

PES'te alın Catania'yı. Kurun catenaccio' nuzu. Sizi deviren olursa gelin bana :)


19 Eylül 2010 Pazar

Fenerbahçe:1 Beşiktaş:1

Aslına bakarsanız Beşiktaş oyuna ağırlığını koyarak başladı. Guti bir-iki araya top bırakmaya çalıştı ama başarılı olamadı.

Sonrasında Hakan Arıkan'dan gelen hata ile Fenerbahçe golü buldu. Bu golün Fenerbahçe'ye avantaj getireceği aşikardı. Arka alanı boş alan bulacağı için oraya Niang'ı Dia'yı kaçırabilirdi.

İlk yarı istediğini de buldu aslında Fener. Ama Niang dışarı attı.

Schuster'in kozları bir anda kitlendi. Hakan Arıkan ve Ekrem'in sakatlığı Schuster'in elini koluna bağladı. Aslında ilk hatası oyuna Nihat ile başlamak. Belki de sonradan oyundan alırım düşüncesi ile başladı ancak oyun içindeki sakatlıklar dengesini bozdu.

2. yarı komple Fenerbahçe yarı sahasını kapatan bir Beşiktaş vardı. İşte burada devreye Aykut Kocaman giremedi. Çünkü bakın araya Niang,Dia sızıyor. Hatta Dia %100 bir gol kaçırdı ki inanılmaz. Alex yerine Baroni'yi alırsanız o takım daha da geriye yaslanır. Bir Stoch çok rahat işi biterebilirdi. Ancak Aykut Hoca bunu hiç düşünmedi.

Schuster son kozu Bobo'yu da sürünce oyuna daha da yüklendi Beşiktaş. Akabinde zaten penaltı geldi. Aykut Hoca sanırım bir şekilde 1-0 bitiririm oyunu diye düşünmüş olabilir. Ama kenarda Stoch niye oturuyor diye tüm herkes soruyor. Haklılar da.

Sonuç olarak Schuster son riskini de aldı. Penaltı ile golü buldu. Bu saaten sonrası yalan.
Beşiktaş için iyi sonuç. Ama Fenerbahçe bu maçı kazanamıyorsa kaçan gollerin sebebi elbette büyük. Fakat Aykut Kocaman ; oyunu iyi okuyamamasından dolayı bu maçın en büyük sorumlusudur.

Bucaspor:0 Galatasaray:1

Bucaspor – Galatasaray maçı için İzmir Atatürk’teydim. Bir kere şunu belirteyim. İzmir özlemiş Galatasaray’ı. Galatasaray Kulübüne ayrılan yerlerin hepsi doldu. Yaklaşık 35 bin Galatasaraylı tribündeydi.

Maça gelirsek , Galatasaray’da değişen bir yok. Durgun oyun sürdü ilk yarı. Tabii bunda Bucaspor’un da etkisi büyüktü. İyi kapandı Bucaspor. Ama buna rağmen ilk yarı daha diri görünen Bucaspor’du.

2. yarı bir şeyler değişir mi diye düşünürken aynı oyun devam etti.

Yani bakıyorsunuz Misimoviç etkisiz. Kewell’ı kitledi Buca defansı. Pino desen kendine boş alan arıyor. Ama tabii bunlar olurken de zaman akıyor.

Sonrasında Ayhan kaybedeceği topu çok temiz bir şekilde tekrar kazandı. Kendine pozisyon yarattı. Vurdu gol oldu.

Maçın özeti bu. Galatasaray oynamadan yine bir üç puan aldı. Bu durum daha ne kadar devam eder bilemem. Ancak Sabri ve Arda geri döndüğünde bazı şeylerin değişeceği kanısındayım.

Özellikle Sabri ; her yazımda yeri geldikçe belirtmeye çalışıyorum.
Galatasaray’ın sağ bek sıkıntısı mevcut kadroda Sabri dönmediği sürece devam edecek.
Serkan Kurtuluş da yetersiz kalıyor o bölgede. Maç eksiği var. Ama bu açığı da kapatacağı yer Galatasaray değil.

Pino’ya ayrı bir yer açalım. Boş alan buldu affetmeyecek cinsten bir oyuncu. Ama Galatasaray’da oynuyorsunuz. Ancak skor avantajını eline geçirdikten sonra boş alan kalıyor. Pino da devreye giriyor. Bundan sonra da böyle olacak. Bucaspor maçında da aynısı oldu. Buca geriye düşünce arka alanı açtı. Pino girdi devreye. O kulvarı müthiş kullandı .Aktı adeta.

Galatasaray için en faydalısı skor avantajını yakaladıktan sonra Pino’yu oyuna almak olabilir. Rijkaard da düşünüyordur tabii bunu. Bu da farklı bir strateji..

Zemine de değinelim. Berbat bir zemin. Çok da kızamıyorum. Yeri geliyor Karşıyaka da Göztepe de Altay da bu zeminde oynuyor. Haliyle zemin rezil durumda. Buna acil bir çözüm bulunmalı..

15 Eylül 2010 Çarşamba

Alacağın olsun Sabri..

Bir kere şunda hem fikir olalım:
Sağlam olduğu sürece bu takımın mevcut kadroda sağ beki : Sabri Sarıoğlu’dur.

Ama Sağlam olamadı bu sezon bir türlü..

Takımın ihtiyaç duyduğu en önemli anlarda yoktu. Sonra Milli takıma çağrıldı. İki maçta da 11 başladı. Döndü Antep maçının 2. yarısında girdi oyuna.

Şimdi bir haber:

Sabri Sarıoğlu'nun Gaziantepspor maçı sonrasında oluşan ağrıları nedeniyle bugün yapılan tetkikleri sonucunda sol kalça kaslarında kısmi yırtık oluştuğu belirlendi. Tedavisine başlanan Sabri Sarıoğlu'nun yaklaşık 3 hafta forma giymesinin zor olduğu Sağlık Ekibi tarafından belirtildi.

Eh be kardeşim hazır değildin işte .
Rijkaard yırtındı. Sabri hazır değil niye çağırıyorsunuz diye..
Hiddink'e iyiyim dedin oynattı adam seni.

Şimdi yine sakatsın. Sakatlanman çok da normal. 1 ay yoktun 1 haftada 3 maça çıktın. Biraz korumalısın kendini. Milli takımdan affını iste . Çok mu zor? Neler gördük biz?
Bu işlerde biraz da zeki olmak gerekiyor. Her şeye atlamamak gerekiyor.

Mahkum ettin bizi yine Ali Turan'a. Alacağın olsun Sabri. Hadi çabuk dön Aslanım!

14 Eylül 2010 Salı

İte kaka!!!

Galatasaray istekli başlayamadı oyuna. O alışık olduğumuz ilk yarının hemen başı rakibi basan, boğan bir Galatasaray yoktu. Gerçi geçen yılın ikinci yarısından beri yok bu durum.

İlk yarı oyunun kontrolü Gaziantepspor’un elindeydi. İyi yayıldılar. Boş alan bırakmadılar.
Sadece son vuruşlarda sıkıntıları vardı. Bal yapmayan arı gibi görünseler de Julio Cesar yokladı Galatasaray kalesini..

İkinci yarı iki değişiklik Galatasaray’dan geldi. Yüreklere su serpen bir değişiklik oldu. Ali Turan-Sabri değişikliği . Elano ile Aydın değişti. Belli ki Rijkaard beğenmemiş ilk yarı sağ kanadı. Haklı da.

Akabinde çehresi değişen bir Galatasaray çıktı ortaya. Net pozisyonlar kaçtı. Rakibin üzerine giderseniz her zaman olumlu sonuç alırsınız. Gaziantepspor sarı kart almaya başladı. Neticesinde hatalar geldi. Galatasaray penaltı ile öne geçti.

Ondan sonra yıllarda alışkanlık haline getirilen skoru koruma sevdası ve taraftarın çileden çıktığı dakikalar..

Galatasaray taraftarı bunu istemiyor , sevmiyor. Her an stres altında sıkıntı dakikalar ..

Takım olarak da strese giriyorsunuz ki geçen sene bunun örnekleri çok oldu. 1-1 biten tam 4 maç var Ali Sami Yen’de..

Galatasaray ite kaka kazandı diyebiliriz. Zor kazandığı bir maç oldu. Ama iyi mücadele ettiler. Özellikle Servet canla başla savaştı. Tabii yeni transferlerin geç olması takımın oturmasına da etkiliyor. Etkileyecek de..

Misimoviç durgun gözüktü ancak ilk maçı gayet doğal. Insua hazır görünümde. En azından sol bek için iyi bir tercih.

Bu arada Rijkaard Hoca’ya buradan yalvarıyorum !
Hocam ; sağlam olduğu sürece bu takımın mevcut kadroda sağ beki : Sabri Sarıoğlu’dur.

Maç sonu Gaziantepspor Başkanı İbrahim Kızıl’ı dinliyorum. Yapma Başkan!
Galatasaray’ın penaltısı penaltı değildi Sosa’nın ki ise penaltıydı diyor. Olmaz Başkan yapma!
Gaziantep iyi bir ekip. Galibiyeti yok şu ana kadar ama..
Bu tür bahaneler üretmek gereksiz..
Başka bir şey demiyorum.Nokta.




11 Eylül 2010 Cumartesi

Dortmundlu Şahin Hiddink Hoca!

Nuri Şahin'in döktürdüğü maçta Dortmund Wolfsburg'u devirdi. Nuri Şahin de harika bir gole imzasını attı. Sadece goldeki katkısı değil, maç içinde inanılmaz bir oyun ortaya koydu Nuri. Lige de iyi başladı sadece bu maçı baz almıyorum.

Şimdi soruyoruz o zaman. Sayın Hoca .. Hiddink..

Bu çocuk neden tercih sebebi olmuyor Milli Takım'da. İlk 11 koymayabilirsin ama bari oyuna sonradan dahil et. Belçika maçında oyuna sonradan Selçuk Şahin giriyor. İnanamıyorum.
Aman hoca sakın soyadlar yüzünden karıştırmış olmayasın. N. Şahin olan Dortmund oyuncusu Bundesliga 'da kafadan oynuyor. Hatırlatalım..






Resmin çözünürlüğü için özür diliyorum..

8 Eylül 2010 Çarşamba

TÜRKLER Uçuyor!

İlk yarı paslı ama verimsiz bir görüntü içindeydik. Hücum yönünde Tuncay’ın oyuna ; tutuk ve bozuk başlaması ileri ucumuzu güçlü gösteremedi. O bölgede topu çok tutamadık.

Sadece Arda’nın kanadından gelmemiz hem Arda’yı yordu hem de Belçika’yı o bölgeye daha fazla önlem almaya gitti. Tabii bu önlem Arda’ya kasti tekmelere kadar gitti. Hakem ise naptı? uyumayı tercih etti.

Defansif görünen kadromuz gol yemeyelim anlayışının bir parçasıydı . Ancak Onur’un gereksiz bir öne çıkışı Belçika’yı öne geçirdi.

2. yarının başlaması Semih’in oyuna girişi filmin başladığı nokta. “Türkler uçuyor” başlığını dolduran nokta..

Hamit ile başladı gollerimiz…

Hücum yönümüz artınca, takım dikine daha aktif oynama şansı buldu. Tuncay yine bozuktu ikinci yarı ama sırıtmadı bu sefer. Takımın iyi görüntüsü,ileri uçtaki verimliliğimiz arasında…

İsmail Köybaşı 2. yarı inanılmaz çalıştı. Sabri ve yerine giren Gökhan Gönül’ün bindirmeleri..

Onur’un gereksiz hatası bir gol yememize daha neden oldu. Onur’u daha önce hiç böyle görmemiştim. Takip ettiğim bir kaleci. Ancak iki inanılmaz hata yaptı ki sonuncusu facia.

Arda ilk yarı çok yoruldu. 2. yarı da biraz dinlemeye çekildi golü bulana kadar.

Öyle veya böyle önemli bir maç geçtik. Gruplardaki 2. maçlar olmasına rağmen önemli bir maçtı Belçika maçı. Altını çiziyorum belki de grubun kırılma maçı..
3 puan ile kapamak çok güzel oldu.

Şimdi sıra 12 dev adam sende. Geçelim Slovenya engeli de..
Haydi beyler: TÜRKLER uçuyor!


3 Eylül 2010 Cuma

Kazakistan:0 Türkiye:3

Maçın ilk yarısını izleyemedim. O yüzden tam bir analiz yapmayacağım. 2. yarıya yetişme fırsatım oldu ancak Arda ve Hamit'in gollerini görme fırsatı yakaladım. Hamit'in golü gerçekten mükemmeldi. Ayağına da tam oturmuş top.

2. yarı biraz daha Kazakistan geldi kalemize. Skor avantajından sonra bunlar doğal ancak biraz fazla posizyon verdik. Arda'nın nefis çalımının ardından kaçan bir şut var ki girse enfes olurdu.

Belçika maçı ile ilgili karalar bağlayanlar var. Durun ne oluyoruz?
Belçika'yı yeneriz biz.Nedir bu tantana???


UEFA'nın Elit Hakem Dünyası..

Nyon'a kimler çağrılmış:

Massimiliano Allegri (AC Milan), Carlo Ancelotti (Chelsea FC), Didier Deschamps (Olympique de Marseille), Sir Alex Ferguson (Manchester United FC), Jean Fernandez (AJ Auxerre), Jesualdo Ferreira (Málaga CF), Thorsten Fink (FC Basel 1893), Josep Guardiola (FC Barcelona), Roy Hodgson (Liverpool FC), Jorge Jesus (SL Benfica), Martin Jol (AFC Ajax), Felix Magath (FC Schalke 04), José Mourinho (Real Madrid CF), Nikos Nioplias (Panathinaikos FC), Claude Puel (Olympique Lyonnais), Claudio Ranieri (AS Roma) , Thomas Schaaf (SV Werder Bremen).

Bu isimlerden bazıları nasıl elit teknik adam yerine konur ona anlam veremiyorum.
Ayrıca Real Madrid yandaşı olan İspanyol gazetesi Marca'nın yine ortalığı karıştırma senfonisi başlamış. Guardiola'yı saygısızlıkla , gerilim tırmandırıcı olarak göstermişler. Mourinho'nun elini sıkmakta ağır davranan Pep'i yine hedefe koymuşlar. Alakası yok tabii. Anlık kareyi insanları yanıltmak için iyi kullanmış Marca. Resim aşağıda :



30 Ağustos 2010 Pazartesi

Diriliş..

Üst üste gelen kötü sonuçlar sonrası özgüvenini kaybetmiş bir oyuncu grubu vardı. Eskişehir çok önemli bir deplasmandı Galatasaray için. Galibiyet şarttı ve buna çok ihtiyacı vardı camianın. Bu zor deplasmanda Galatasaray bunu başardı. Bir çok psikolojik sebep sayabiliriz:

Üste gelen kötü sonuçlar ve Uefa Kupası’nda 3. sınıf bile olmayan bir takıma elenme faciası..
Eskişehirspor’a karşı hem içerde hem dışarıda yakın zamanda galibiyetin olmayışı vb. gibi..

Galatasaray bunun üstesinden geldi ve ölü toprağı üzerinden attı. Buna çok ihtiyacı vardı.

Önce Ivesa ikramda bulundu Baros geri çevirmedi. Sonrasında Ufuk iyi götürdüğü maçta gereksiz bir hata yaptı. Ama Galatasaray oyundan hiç kopmadı. Belki çok iyi oynamadı ama durumun farkındaydı. Arda biraz kıpırdadı. Orta sahada da Ayhan iyi günündeydi.

Ayhan’ a ayrı bir paragraf ayıralım. Lviv maçında da orta sahayı toparlama görevini üstlendi Eskişehir’de de..
Bunu iyi başarıyor ancak şu saçma pas hataları da olmasa..
Hiç gereği olmayan yerlerde riskler alıyor.Anlamsız.Ancak buna rağmen hem kondisyon olarak hem de genel görünüm itibariyle Ayhan iyi gözüktü.Uzun bir aradan sonra O da durumun farkında sanırım.

Rijkaard’ın da Serkan Kurtuluş hamlesi yerinde bir karardı.Hakan Balta’nın kızağa çekilmesini çok daha önce bekliyordum. Demek ki illa takımı tam anlamıyla yakması gerekiyormuş. Serkan ters ayaklı olmasına rağmen hiç sırıtmadı o bölgede. Rijkaard’ın aslında defans hattında bir çok alternatifi var. Sabri dönünce bu kombinasyonları uygulayacak mı bilmiyorum. Ama Hakan Balta şu mesajı almalı: Vazgeçilmez değilsin!

Galatasaray milli maç arası öncesinde önemli bir galibiyet aldı. Bu arada sakatlar da düzelecek. Sanırım takıma bir ya da iki takviye daha yapılacak. Yaklaşık bir aya yakındır yurtdışında yaşam savaşı veren Adnan Sezgin’in transferle dönmesi camianın beklentisi. 2 gün kaldı transferin bitmesi farkındadır sanırım Sayın Sezgin..

Eskişehirspor’a gelirsek..
Geçen seneki havaları pek yok.Aslında iyi bir ekibe sahip Rıza Çalımbay.Toparlar mı takımı bilmem.Ama yanlış giden bir şeyler var.Eskişehir’de rakibi boğan,basan bir Eskişehirspor görmeye alışmışız. Geçtiğimiz iki haftada da pek iyi değillerdi.Milli maç arası iyi gelebilir silkelenme açısından. Mırıldanmalar var Eskişehir’de Rıza Hoca için. Ama O üstesinden gelecektir.

Kuddusi Müftüoğlu mu ? Her zaman ki gibi..

Ben beğenmiyorum. Ancak demek ki beğenenler var. Var ki geçen sezondan süren alışkanlık devam ediyor. Boyuna Galatasaray maçlarına veriliyor. Formda olduğu söyleniyor. Biz o formu hiç göremiyoruz nedense!

K.D.Ç Karabükspor:1 Beşiktaş:4

Her iki tarafa gitti geldi maç.Kazanan Beşiktaş oldu.Emenike çok yıprattı Beşiktaş savunmasını ancak tek başına O da nereye kadar. Skor avantajını biraz daha koruyabilseydi Karabükspor daha farklı bir şablon ortaya çıkabilirdi. Ama Beşiktaş Nobre’nin 2. golde yaptığı faulu saymazsak iyi geldi geriden..

Kırılma anı ilk yarıda Emenike’nin kafa şutunu Cenk’in inanılmaz refleks ile çıkarmasıydı. Sonrasında Beşiktaş aldı götürdü zaten. Karabükspor defans zaaflarını da yok ederse iyi bir ekip görüntüsü yakalayacak. Ancak şu defans ile işi zor.Özellikle Deumi Antep’teki günlerini aratıyor.Zaten ağır bir oyuncuydu.Ama şimdi daha da fena halde.Toparlanmazsa Karabük’e zarar verir.

Emenike ise bambaşka . Hem hızlı hem dikine giden hem de topu müthiş saklayan bir oyuncu.Her geçen gün de üzerine koyuyor bu oyuncu. Gerçekten inanılmaz. Umarım bu formu hep devam eder…

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Trabzonspor:3 Fenerbahçe:2

Bir kere inanılmaz formda olduğunu biliyorduk Trabzonspor'un. Bu sezonda iyi bir sezon geçirecekler bu belli. Şenol Güneş kafasına koymuş bazı şeyleri. Takımı müthiş koşuyor. Orta sahası inanılmaz formda..

Aykut Kocaman ise 1 puanı verin gideyim havasında gelmiş Trabzon'a. Alex yedek Stoch yedek.

Niang ve Semih ile başlamış ama göz boyamaktan başka bir şey değil bu. Maçın başı Trabzon'un istekli oyunu gollleri getirdi. Fenerbahçe ne kadar toparlarım havasına girdiyse de Trabzonspor 2. yarı başında bulduklarını atsa maç farka gidebilirdi.Bunun üzerine bir de Colman penaltı kaçırdı.

Aykut Kocaman yanlış yerde ilginç bir strateji denemek istedi.Kumarı yanlış yerde oynadı.

İyi bir efor sarfetti iki takım. Perşembe günü yolları açık olsun!


Kimse bu zulmü hak etmiyor!

Galatasaray için kritik maçlardan biriydi Bursaspor maçı. İyi de başladılar. Bursaspor’u kendi sahasına hükmetti Galatasaray. Ancak bir kez gelen Bursa golü buldu. Futbolda bunlar var.

Asıl iş buradan maçı çevirmek.Yapamadı Galatasaray. Zaten 70’ten sonra orta sahası düşüyor.
Gidemediler daha fazla. İyi oynadılar,istekli ve arzuluydular. Galatasaray 10 ‘ dan fazla korner attı ama golü bulamadı işte.

Başka bir konuya geçelim: Sarp-Barış-Ayhan üçlüsünü orta sahada görünce inanın tüylerim ürperiyor. Bazıları Rijkaard’a kızıyor. Rijkaard ne yapsın ? Elindeki malzeme bu.Bursaspor maçında adam bir oyuncu değiştirebildi. 2 hakkını kullanamadı bile. Adam demiş ki satmayın Mehmet Topal’ı. Satmayın Keita’yı. Ama yönetim kararıdır satıldı bu oyuncular ve diğerleri…

Peki sonra ne dedi Rijkaard? O zaman şu – şu - şu bölgeye oyuncu alın.Orta sahamız iyi değil. Temmuzdan beri yırtınıyor adam futbolcu istiyorum diye. Ama sen üçün beşin hesabını yaparsan alamazsın adam. Sonra da böyle taraftarın kucağına oturuverirsin.

Galatasaray kulübü bunları hak etmiyor. Galatasaray camiası bunları hak etmiyor.
Bu Galatasaray taraftarına kimsenin zulüm etmeye hakkı yok. Yönetimin işlerine akıl sır ermiyor. Bu kadar adam gönderiliyor yerine gelen kimse yok.

Bir çok oyuncu satıldıktan sonra demiştim ki taş gibi bir Galatasaray olacak.Tepki de aldım mail atan arkadaşlar sağ olsun. Ama bazı açıklamalar vardı. Üç orta saha alacağız vb. tarzı. Bunları duyunca , Rijkaard’ın da isteklerini bildiğim için dedim ki taş gibi Galatasaray geliyor. Cana transferi ve devamı gelmedi.Adeta yarım ve yetersiz bir kadro oluştu. Ve ligin 2. haftası Galatasaray orta sahasına bakın: Sarp-Barış-Ayhan. Sağ bek Ali Turan . İnanamıyorum.

Şimdi en son da maçın hakemine değinelim. Bir kere şunu söyleyeyim Abdullah Yılmaz hakem filan değil olamaz da…
Her insan her mesleğe yatkın olacak diye bir kaide yok. Herkesin farklı meziyetleri, yetenekleri vardır. Mesela bakın Adnan Sezgin’e 15 gündür Almanya’da ama bir sonuca ulaşamadı. İş bitiricilik konusunda sıkıntıları var. Abdullah Yılmaz’ın da hakemlik konusunda bazı sıkıntıları var. İnsanların neden bazı konularda ısrar ettiğini anlamış değilim. Gözüküyor işte .Tüm kamuoyu görüyor. Volkan Şen’in oyundan atılması gerektiğini Volkan Şen dahil herkes biliyor. Ama Abdullah Yılmaz kırmızı kartı çıkarmıyor veya çıkaramıyor. Nasıl bir iştir ben anlam veremedim.

Oğuz Sarvan sahip çıksın hakemine.Bu maça da bu hakemi atadın ya helal olsun sana!

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Beşiktaş:0 İstanbul Belediye:2

Maçın başı Beşiktaş inanılmaz hırslı.Basıyor, alıyor. Schuster ofansif bir kadroyla da çıkmış.
Skor yanıltmasın sakın golü bulsa Beşiktaş rakibi dağıtabilirdi. Ama atamadılar. Rüzgar tersine döndü sonra. Önce şunu belirteyim. Ofansif olarak harika bir ekip olabilirsiniz. Ama arka tarafınız da sağlam olacak. Hep dediğim, üstünde durduğum noktalardan biri. Galatasaray geçen sezon neden istediği sonuca ulaşamadı. İşte bu yüzden. Ofansif kurgunuz sizi kurtarmıyor maalesef.

Beşiktaş 40 metrede top oynadı Belediye karşısında. Santraya kadar çıkardı defansını. Belediye ilk yarı sıkıştıramadı golü.Hep ofsayta yakalandılar. Ferrari'nin ağır oyunu bu şablona uygun değil. Schuster'in bunu görmesi lazım. Kaleci Cenk'in bile neredeyse libero gibi oynadığı bir maç oldu.

Beşiktaş saldırdı , saldırdı bulamadı golü. Açık verdi ki şu şablonda vermesi çok normal.Golü de yediler.

Zemine de yer ayıralım.İnönü'de topu kim oynacak? Beşiktaş oynayacak. O zaman bu zemin olmaz. Ayağa pas yapan takım Beşiktaş, bu zemin dezavantajına. Bunu Beşiktaş Yönetimi biliyordur herhalde...

Abdullah Avcı ve ekibine tebrikleri sunalım.



17 Ağustos 2010 Salı

Mehmet Çiftçi Marca'da...

Zamanında az takışmadık Mehmet Abi'yle. Bazı haberleri , fikirleri üzerine yazı yazmıştım. O da bana cevap hakkını kullanmıştı. Sonra tatlıya bağladık işi.

Marca'da görevi yükselmiş. Daha önce Marca'da çalıştığını biliyordum ancak şimdi Marca'nın Türkiye editörü...

Türk futbolu ile ilgili gelişmeleri düzenli olarak Marca okurlarına aktaracak, gazetenin radyo ve televizyonunda da canlı yayın programlarına katılacak.
Hayırlısı olsun!


15 Ağustos 2010 Pazar

Antalyaspor maçındaki Fenerbahçe!

Alex'ten nasıl faydalanırsın? İşte böyle..

Rakamlarla konuşmayı , yazmayı ben de sevmiyorum.Ancak bu durumu başka türlü açıklayamam.

Aykut Kocaman'ın 4-3-3'teki ısrarı Şampiyonlar Ligi'nden etti Fenerbahçe'yi.

Belki de Dia'nın yokluğu O'nu Antalya maçı için 4-2-3-1 ' e itmiş olabilir. Antalya kötü kabul ediyorum ama şu şablonda Alex'i de Semih'i de görüyorsunuz. Alex etkili , Semih etkili..

İyi oynadı Fenerbahçe.Neredeydi Young Boys maçlarında diye soruyor insanlar? Haklılar..

Aykut Kocaman ne düşünüyor bilmiyorum.Niang geldi.Dia da dönünce 4-3-3'e geri vites atar mı?

Atarsa Alex'i kaybeder. Daha önce de yazdık Aykut şablonundaki Alex'i..
Hep beraber göreceğiz. Özellikle de PAOK maçlarında..

Sonu İyi Bitsin..

İlk yarım saat ayağa top yapan , rakip kaleye giden bir Galatasaray vardı.Ne olduysa bu saatten sonra oldu. Önce yardımcı hakem ile başlayan,sonra Ali Turan ve Aykut Erçetin ile devam eden hatalar silsilesi Sivasspor’a beraberlik golünü getirdi.

Daha önce belirmiştim. Galatasaray’ın kalesi Ufuk’a teslim edilmelidir. Aykut yıllardır Florya’da.Bir insana bu kadar şans verilmez.Ama O’na her sezon belli maçlarda şans veriliyor.
Hatırlayın 2 sene önceki Bükreş maçlarını. Hiçbir gelişme göstermedi. Bırakın kale Ufuk’un olsun. O hata yapmayacak mı? Elbette yapacak. Ama hiç olmazsa yan topa çıkar , yenilmesi gereken goller yer. Anlayan anlamıştır umarım.

Ali Turan’a gelirsek , seni bu kadar isteyen bir camiaya bu futbolla yanıt veremezsin. İnanılmaz kötüydü Ali Turan Sivasspor maçında. Galatasaray taraftarına “ Bu takımın sağ beki Sabri Sarıoğlu’dur “ dedirtti adeta. Kondisyonu bir kere hiç yeterli değil. Tamam maç eksiği var kabul. Ancak hazırlık kampı yemiş bir oyuncu görünümünde hiç değil.

Rijkaard’tan forma alması bu saaten sonra “zorunluluk dışında” imkansız. Bir maçta gördüklerim üzerine yazmıyorum bunları.Hazırlık döneminde de takip ettim Ali Turan’ı.Kendine biraz bakması gerekiyor.

Transferin geciktiğinden bahsetmiştik. Ama Galatasaray takımı sahaya nasıl çıkarsa çıksın Galatasaray gibi oynamalıdır. Parlayıp duran bir takım görüntüsü olmamalıdır.

Sivas’ta öne geçmişsiniz ama maçı kaybediyorsunuz. O zaman çözülmesi gereken sorunlar var. Hem de büyük sorunlar. 60. dakikadan sonra orta saha çöküyor takımda.
Cana’ya sallayanlar var. Cana’yı daha önce izlemeyip , yorum yapanlara anlam veremiyorum. 3-4 hafta sonra Cana’yı daha dikkatle izleyin. Ama yaptığınız yorumları da unutmayın. Sakın ha!

Orta saha probleminden bahsettik. Cana’nın yanına bir isim gelecek.Rijkaard da onu bekliyor. Yoksa Ayhan veya Barış’ı o bölgeye monte etmek görüldüğü gibi Galatasaray’ı çökertir. Ya da şu düşünülebilir: Cana-Hazır bir Elano ve Mustafa Sarp. Ancak öncelikle Elano problemini çözmeniz gerekiyor.Sakatlığı ne boyutta? Gitmek istiyor mu?
İsteyen kulüpler var mı?

Galatasaray’ın sorunları büyük. Lig başlamış ama hala kafalarda sürüyle soru işaretleri mevcut. Başkan ne düşünüyor? Planı ne? Bilmiyorum. Umarım Galatasaray taraftarını umutlandıran , Onları düşündüğü gösteren planları mevcuttur kafasında.

Türk Telekom Arena’yı doldurur bu taraftar merak etmesin Başkan. Ama o stada umut dolu gitsin bu taraftar Adnan Başkanım…

5 Ağustos 2010 Perşembe

İş işten Geçmeden..

İlk maçtan dolayı takımın üzerinde biraz baskı oluşacağı kanısındaydım.Ama Galatasaray bunu zaman zaman zorlansa da kolay atlattı. Yine oyunu ön plana attı. Mustafa Sarp ile golü bulunca da rahatladı.

Zaten Belgrad ekibi bu.Yani ahım-şahım bir ekip değiller.Ama buna rağmen golü bulunca Galatasaray panik yapıyor buna anlam veremiyorum.

Daha öncede belirtiyoruz hep.Cana’nın yanına bir orta saha gelecek.Gelecek tamam da ne zaman? Ligler başlıyor.Bu transferin artık gerçekleşmesi lazım.
Cana bugün 90 dakika oynadı.Yavaş yavaş hazır hale geliyor.Daha da iyi olacak.

İlk maçta Galatasaray 2-0 öne geçti.Sonra gelen talihsiz gol , panik ve yenen 2. gol.
Belgrad’taki maça bakıyorsunuz.Yine öne geçti Galatasaray iki farkla.Ancak sonrasında birazda Aykut’un hatasıyla yenen gol ve başlayan gereksiz panik.Yani bu takımın üzerine yapışacak diye korkuyorum.Bunun sebepleri bulunmalı,çözülmeli.
Aykut ilk golde hatalı ama sonrasında güzel bir oyun çıkardı.Ama her ne olursa olsun Galatasaray kalesini Ufuk korumalıdır.Ben bu düşüncedeyim.

Skor yanıltmasın kimseyi.Penaltı pozisyonuna kadar gereksiz stres yaptı takım.Üzülerek söylüyorum ama ikinci golü yiyebilirdi Galatasaray.

Takımda kaleyi Ufuk’a verdik.Sağ kanat da Pino’nun olmalı o zaman diyelim.Serdar Özkan yeterli değil o bölgede.Pino çok da güzel bir pasla gol yaptırdı Arda’ya.
Yavaş yavaş Rijkaard ısındırıyor O’nu.

Ayrıca bu takıma bir de Baros eklenecek.Bu da çok büyük etken tabii.Kewell , Belgrad maçında o bölgede iyiydi. Galatasaray’ın sıkıntısı yok ileri uçta.
Galatasaray diğer sorunlarını çözmeli.Transfer veya transferler gecikti bana göre.
Bir Elano problemi var . Satılacak muhtemelen.Yönetimin bu işi biraz hızlandırması lazım.
İş işten geçmeden…



4 Ağustos 2010 Çarşamba

Fenerbahçe:0 Young Boys:1

İlk maçtan aslında belliydi görüntü az çok.Hatırlayalım o maçı.Topu Young Boys oynamıştı.
Ama Fenerbahçe şansını da yanına alarak 2-2 ile iyi dönmüştü oradan.
Kadıköy'de açıkçası daha farklı bir Fener ve iyi bir futbol bekliyordum ama yanıldım.

Yine etkili Young Boys başladı. Volkan çıktı yine sahneye ki O da bir yere kadar.
İlhan çok ağır.Bilica yetersiz.Bu Fenerbahçe'de görülüyor.Lugano da yok.
Bunun yanı sıra rakip kaleye de gidemiyor Fenerbahçe.

Alex'in şu sistemde daha önce verimsizliğini dile getirmiştim.
Neydi o cümleler:

"Sayın Kocaman ileride bir pivot santrafor düşüncesinde ve O’nun sağı ve soluna hızlı adamlar…Bu hızlı adamlar Stoch ve Dia olacak muhtemelen. Ama bu sistemde şu Gökhan Ünal olmaz. Alex’ten faydalanmanız da çok zor. Çünkü bir nevi 4-3-3 gibi oynamaya çalışan bir ekipte Alex kendine yer bulamaz. Verimliliği çok çok azalır. Her an oyunu , skoru değiştirebilir yetenekte bir oyuncu kabul ediyorum.Bir ara pası ile iş bitirir o da kabul. Ancak bazı futbolcuların da oyun tarzını siz teknik direktör olarak değiştiremezsiniz. Bu hem Alex’e hem de Fenerbahçe’ye zarar verir. "

Bunlar net gözüküyor.Aykut Kocaman çıkardı 2. yarı Alex'i ancak bu seferde Stoch işi bozdu.
Zaten gidemiyordu Fener rakip kaleye.İyice oyundan düştü.
Semih girdi iki pozisyon geldi.Ama gol olmayınca bir değeri kalmıyor bunların.

Young Boys haddini bilerek oynadı.Çok amatör ruhlular.Ama hem İsviçre'de hem de İstanbul'da aktif oyun oynarak elediler Fenerbahçe'yi.

Biraz akıllı olsalar 2. golü çok rahat bulurlardı.

Fenerbahçe'nin şimdi çok çabuk toparlanması lazım.
En azında tek düşüncem 4 takım ile UEFA Avrupa Ligi'nde gruplara kalmak..

3 Ağustos 2010 Salı

Konuşan Resimler barbekü partisinden..

Bugünkü idman sonrasında verilen barbekü partisinden bir kaç foto...

Barış'ın " yeter lan , beni de koy bari tabağa" bakışı..


Harry , Başkanı güldürürken..

Başkan Arda'nın t-shirt'ü inceliyor..